Cam Tavan Sendromu Nedir?

Belli bir düzeye ulaştıktan sonra kadınların çalışma hayatını büyütmesini engelleyen faktör, “cam tavan sendromu” olarak bilinir. Genelde “kadın sendromu” olarak anılsa da esasen erkekler de cam tavan sendromundan muzdariptir. Aslında cam tavan, görünmez bir bariyeri tanımlar. Bir yönetici belirli bir pozisyona terfi ettikten sonra, bilinmeyen nedenlerle beklediği ve istediği terfiyi alamaz. Engelleyen bazı etkenlerin olduğu ama gerçekte hiçbir engelin olmadığı bir durumdan söz etmek mümkündür.

İnsanların engel olarak gördüğü faktörler, aslında insanların kendileri için oluşturdukları engellerdir. Olumsuz düşüncelerinden dolayı bir anlamda “cam tavan sendromu” içine kapılırlar. Ne yazık ki insanlar bu süreçlerde genellikle aile yaşantılarının tehlikeye girdiğini düşünürler. “Yükselemiyorum, beceremiyorum” diye kaygılanırlar. Bunun nedeni, farklı gerekçelerle ortaya çıkan öz güven eksikliği olarak yorumlanır.

Cam Tavan Sendromu Hakkında

Kadınların iş yaşamında belli bir noktadan sonra sorunsuz bir şekilde terfi edebildiğini söylemek olasıdır, ancak üst yönetimlere terfi edildiklerinde, çoğu zaman çeşitli engellerle karşılaşıyorlar. Bu sendrom, kadınlar özelinde ne yazık ki Türkiye’de çok yaygındır. Üst yönetim pozisyonlarında görev yapma amacı ve yeteneği olan kadınlar, aşılmaz engellere ve cam tavanlara sık şekilde maruz kalıyorlar. Türkiye'de üst düzey kadın yönetici oranı küçümsenecek düzeyde değildir. Batı ülkelerinde kadınların karşılaştığı zorluklar, cam tavan sendromuyla karşılaşma nedenlerimizden biraz farklıdır. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık ve Almanya gibi ülkelerde kadınların beceri ve zekâlarındaki belirsizlikler nedeniyle bir bakıma önleri tıkanıyor.

Cam tavan sendromu, yukarıda da değindiğimiz üzere kadınların iş hayatında terfi ederken yaşadıkları engelleri ifade eder. Kadınlar liyakat açısından uygun şartları yerine getirmelerine rağmen, deyim yerindeyse görünmez bir engelle karşılaşırlar. Örneğin terfi beklerken aniden başka birinin terfi ettiğini fark ederler ama engelin ne olduğu bu noktada tam olarak belli değildir. Cam tavan sendromu, yönetimin alt kademelerinde yaşanan bir durum değildir. Türkiye'de alt kademe yöneticiler, departman müdürleri ve şube müdürleriyle sık sık karşılaşıyoruz. Ancak, Genel Müdür Yardımcısı veya Genel Müdür gibi pozisyonlara gelindiğinde çalışan kadın, yeteneklerine ve işteki başarısına karşın aniden ciddi bir engelle karşılaşır.

Cam Tavan Sendromunu Ortaya Çıkaran Faktörler

Cam tavan sendromunda ortaya çıkan sebeplerden biri de cinsiyet ayrımcılığıdır. Ama elbette bu konuda başka teoriler de söz konusudur. "Kadınlar neden yükselemez?" sorusuna yanıt aradığımız zaman elbette kişisel nedenlerle de karşılaşmak olasıdır. Kadınlar genel anlamda kendi başlarına tırmanmayı seçmezler. Bu nedenle “Türkiye'de kaç kadın lider var?” diye sormak yerine, “başvuru sayısı ve ulaşılan sayı” ifadelerini kullanmak daha doğru olacaktır. Yapılan araştırmalarda; üst yönetimdeki birçok kadın, bu görevlere eşlik eden iki şeyden kaçınmak için yükselmek istemediklerini söylediler. Bunlardan biri siyasi çatışma, tartışma ve açgözlülük iken diğeri ise “aile hayatına verilen zarar” şeklinde sonuçlara yansımıştır.

Başarılı olmak adına kendine çok güvenen veya kariyerleri ön planda olan kadınlar, terfi için çok daha uygun olduklarını düşünürler. Hırslı kadınları gördüğümüzde, genellikle büyük bir öz güvene, başarılı olma isteğine ve sınırsız bir tutuma sahiptirler. Bu noktada hedef belirlemek önemlidir. Elbette bu tercih, toplumsal bir zorunluluk da olabilir ve kadınlar bunu kendi tercihleri gibi özümseyebilir. Bu konularda kesin yargılar belirlemek pek kolay değildir.

Kadınların yükselememesiyle ilişkili ikinci önemli faktör ise sosyal çevredir. Örneğin iş başında eğitim söz konusu olduğunda kadın ve erkek arasında büyük farklar söz konusudur. Bir şirketin yöneticisi olmaya hak kazananlar, yurt dışında yetiştiriliyor ama benzer yatırımlar “genel” anlamda kadınlara pek yapılmamaktadır. Ancak burada eğitimin kesinlikle düşük seviyeli bir eğitim değil, çok yüksek seviyeli bir eğitim olduğu açıkça ve özel olarak vurgulanmalıdır.

Buradaki temel gerekçe, "Şirketin yarını ve gelecek planları var, oysa kadınlar daha çok ailelerine öncelik veriyor." şeklindedir. Burada kadınlar adına düşünen ve karar veren bir mekanizmadan söz ediyoruz. Ne yazık ki kadınlar üzerinden belirlenen hazır yargılar ve toplumsal cinsiyet rolleri, iş yerinde bu şekilde yankı buluyor.

Şirketler, bir kadının bir seçim yapması gerekiyorsa kesinlikle ailesini seçeceğini varsayıyor. Bu düşünceye bir şekilde ikna oluyorlar. İş alımlarında genellikle “Evlenmeyi veya çocuk sahibi olmayı düşünüyor musunuz?" sorusu sorulur. Oysa böyle bir soru asla sorulmamalıdır. Avrupa'da veya Amerika Birleşik Devletleri'nde bir görüşme sırasında size böyle bir soru sorulursa, mahkemeye gitme hakkınız vardır. Ancak ülkemizdeki başvurularda, "Evli misiniz yoksa çocuk sahibi misiniz?" gibi özel sorularla seçimler gerçekleşir. Buradaki temel düşünce kalıbı şudur: Bir kadın evlenir ve çocukları olursa, kesinlikle işini bırakır ve önceliğini ailesine verir. .

Cam Tavan Sendromunu Cinsiyet Ayrımcılığından Ayıran Nelerdir?

Cinsiyetçilik denilince akla genellikle “Kadınlar bunu asla yapamaz” fikri gelir. Kadınlar iş hayatında yetersizlik ile özdeşleştirilir. Bunu elbette her sektör için söylemek pek kolay değildir ancak pek çok sahada genel ve yerleşik kanı ne yazık ki bu yöndedir. Kadınların becerilerine ve özelliklerine saygı ya da güven eksikliği söz konusudur. Cam tavan sendromu özelinde; kadının rolü, onu aile ve iş ile bağdaşmaz hale getirmektedir. 

Elbette evli, çocuklu veya hamile kadınlara daha fazla şüpheyle bakılmaktadır. Bir kadın gidip çocuğunun rahatsız olduğunu ve izin istediğini söylerse, onlara son derece sıcak ve anlayışlı bir şekilde bakılabilir. Ancak kimin terfi edeceğine ve kimin üst yönetime terfi edeceğine karar verileceği zaman, tüm bu detaylar dikkate alınır. Çalışmalara katılan kadınlar, bu tür durumların kendileri için kullanılacağını çok iyi bilirler. Bu nedenle hep daha büyük eforlarla çalışmak durumunda kaldılar. Bekar olarak çalışan pek çok kadın, bu algı yüzünden yarın iş hayatlarında nasıl bir tehlike ile karşılaşacaklarının farkındadır. Bu açıdan bekar kadınların durumu da bu bağlamda pek iç açıcı sayılmaz.

Üst düzey yöneticilere bakıldığında, Türkiye'nin durumu batılı sanayileşmiş ülkelere göre yüzde olarak çok daha iyi görünüyor. Elbette çok iyi veriler yok ama Türkiye'nin üst düzey yöneticilerinin %4'ü kadın. Almanya'da bu oran %3, Japonya'da ise %2 şeklinde.  Amerika Birleşik Devletleri'nde %2,4 ve Birleşik Krallık'ta ise %2 olarak açıklanmıştır. Çok uluslu şirketlerin yurt dışı konferanslarına bakıldığında bu ve benzer durumlar ortaya çıkmaktadır. Söz konusu ülkelerde kadınların becerilerine karşı çok ciddi bir güven eksikliği vardır.

Gelişmiş ülkelerde rekabet çok şiddetlidir. Bu noktaya gelebilen bir kişinin, her anlamda çok ama çok donanımlı olması gerekir. Çok iyi bir eğitim seviyesinde ve yönetim yapısında olması gerekir. Türkiye'de bu kadar çok donanımlı insan yok, dolayısıyla pozisyonlar açık ve yeterli sayıda insan, söz konusu pozisyonları alamıyor. Bu nedenle ülkemizde cinsiyet ayrımcılığı kadar sosyo-ekonomik düzey farklılıkları da ön plandadır. Elbette herkes bu konuda bu denli iyimser yaklaşmıyor. Bir bakıma, bir kadının istediğinde neler yapabileceğini görmekten korkuyorlar. Bir kadının istediğinde bir ülkeyi dahi ne denli değiştirebileceğini biliyoruz.

Sadece kadınlara has olmayan bu sendromu yenebilmek adına önce kişisel bazlı sonra ise toplumsal bazlı çalışmalar yürütmek gerekir. Bir noktada ortaya çıkan bu sendrom, kişiye yapamayacağını, beceremeyeceğini empoze eden bir iç ses gibidir. İç sesimizi dinlemeyip, her türlü somut ya da yapay engele rağmen, doğrudan hedefe doğru yürümeliyiz.