Kırık Camlar Teorisi Nedir?

Son dönemde pek çok platformda “Kırık Camlar Teorisi” ile alakalı yazılar ve çalışmalarla karılaşıyoruz. Temel olarak Kırık Camlar Teorisi kavramı; Amerika Birleşik Devletleri’nde başarılı bir suç psikologu olarak bilinen Philip Zimbardo'nun yaptığı çalışmalardan esinlenerek Wilson ve Kelling tarafından geliştirilen teori şeklinde açıklanabilir.

Söz konusu teori, kimi zaman “Kırık Pencereler Teorisi” olarak da anılır. Kırık Camlar Teorisi; kontrolsüz, denetimsiz, sahipsiz ya da ilgisiz olarak kalmış veya bırakıldığı düşünülen yerlerin suç üretebileceğine dair bir görüş ortaya koyar. Bu yerlerle ilgili çeşitli önlemler alınmasına dikkat çeker.

Kentlerde aydınlatması az, metruk binaların bulunduğu yerlerin suça davetiye çıkardığı, hatta potansiyel suçluları cesaretlendirdiği öne sürülmüştür. Kısaca “Kırık Camlar Teorisi” insanları suça yönelten etmenler ve suçu engelleyen etmenlerin neler olabileceği üzerine kurulmuştur. Şimdi bu teorinin başlangıç aşamasına giriş yaparak daha kapsamlı şekilde aktarmaya çalışalım.

Kırık Camlar Teorisi Nasıl Ortaya Çıktı?

1969 yılında teoriyi ortaya atan Philip Zimbardo’nun yaptığı çalışma, aslında suça ve suç eyleminin gerçekleşmesini tetikleyen durumları saptamak üzerineydi. Bunun için öğrencileri ile birlikte iki pilot bölge seçtiler. Bunlardan biri, suç oranlarının yüksek olduğu, yoksul insanların yaşadığı Bronx bölgesi oldu. Diğer bölge ise yoksulluğun ve suç oranlarının tam tersi düşük olduğu Palo Alto isimli bir bölge oldu.

Her iki bölgeye de 10 yaşlarında, plakası olmayan ve kaputu aralık birer araç bırakırlar. Bronx bölgesindeki aracın üç içerisinde tamamen yağmalandığını gözlemlerler. Palo Alto’daki araç ise kimsenin müdahale etmediği, üç gün boyunca aynı şekilde durduğunu tespit ettiler. Bu tespitlerin sonrasında zarar görmemiş olan Palo Alto’daki araca Zimbardo’nun ekibi bilinçli olarak biraz zarar verirler. Zarar gören araca Palo Alto’da da kısa bir süre içerisinde zarar verildiği gözlemlenmiştir.

Zimbardo ve ekibinin yaptıkları bu deneyden çıkarımları ilk hasar verildikten yani o ilk “cam kırıldıktan” sonrasında olanların suça yöneltici olduğu yönünde oldu. Eğer o ilk camın kırılması engellenirse kötü gidişatı da engellemek mümkün olabilirdi. Yıl 1982’ye geldiğinde ise Zimbardo’nun bu çalışmadan hareketle Kelling ve James, polis ve mahalle güvenliği üzerine bir makale yayımlarlar. Onlar da bir camın kırılmasının diğer camların da kırılacağının işaretçisi olduklarını öne sürerler. Yani sosyal psikologlar kırılan bir pencerenin olduğu bir yerde orasıyla kimsenin ilgilenmediği algısının oluştuğu kanısına vardırlar.

Eğer bu süreç kırılan bir camdan yola çıkarsak; bozulan, yolunda gitmeyen ve ilgilenilmeyen şeyler başladığında, netice olarak da müdahale edilmediğinde zincirleme bir şekilde devam ettiğini söylemek mümkündür. Bu temel vurgu zaten söz konusu teorinin de ana çıkış noktasını oluşturmaktadır. Verilen tüm örnekler ve sonrasında gerçekleşen tüm sosyal deneyler, zira benzer sonucu ortaya koymuştur. Bu durum da “Bir kereden bir şey olmaz” atasözünün tam tersini işaret ediyor. Kırık Camlar Teorisi “bir kereden birçok şey” olup, devamında da içinden çıkılamaz bir zincirlemeyi gösterebilmektedir. Bu anlamda da yerleşik algıları ve ezber düşünceleri tümüyle değiştirmektedir.

Kırık Camlar Teorisi Nerelerde ve Nasıl Kullanıldı?

Kırık Camlar Teorisi’ne göre çıkan sonuç, aslında kentlerin ve diğer yerleşim yerlerinin temiz ve bakımlı olmasının ne kadar önemli olduğuna özel bir vurgu yapar. Örneğin New York’ta,  Belediye Başkanı Rudolph Giuliani olduğu dönemde bu teoriden ilham alınır. Şehrin yaşam kalitesini yükseltmek ve suç ile mücadele etmek için Kırık Camlar Teorisi’nden yararlanıldığı bilinir. Bu teorinin kullanılması ile o dönem New York’ta suç oranları azalmış ve daha güvenli bir şehir haline getirilmiştir. Dönemin belediye başkanı büyük ya da küçük suçlar fark etmeksizin iyi bir kontrol sistemi ile yaşanabilecek suç olaylarının önüne geçtiklerini ifade etmişti.

Kırık Camlar Teorisi suç ve suçun artıp azalması konusu ile de sınırlı kalan bir teori olmadığı bilinir. İş yerlerinde verimi arttırmak için kullanılır. İş yerlerinde verimin düşmesinin sebeplerini anlamak ve çözmek için Kırık Camlar Teorisi’nden yararlanılır. İşletme bazında örnek verecek olursak bir restoranın tuvaletinde peçetenin bitmesi müşteriler açısından ilgisizlik hissi uyandırabilir. Dolayısıyla müşterilerde kötü intiba bırakan bu durum, restoranın mutfağının da özensiz olduğunu düşündürebilmektedir. Yani işletmelerde yine iyi hazırlanmamış, özensiz bir menü de aynı etkiye sahip olabilir. Kötü bir biçimde sergilenen ürünler, müşterilerin iadesini almayan bir işletme de Kırık Camlar Teorisi’ne örnek gösterilebilecek şirket davranışları olabilir. Görüldüğü üzere teoriyi aslında pek çok alana uyarlamak mümkündür.

Kırık Camlar Teorisi ile İlgili Farklı Örnekler

Kırık Camlar Teorisi’ni yaşamlarımızdan örneklerle çoğaltmamız mümkündür. Bilindiği üzere Kırık Camlar Teorisi, suç ve mekân arasındaki ilişkiyi çarpıcı örneklerle ortaya koyan bir teoridir. Gelin şimdi düzensizlik ve suçla ilgili olarak Keizer ve ekibinin yaptığı bir başka çalışmaya daha göz atalım.

Yine iki farklı çevre üzerinde yaptıkları araştırmada paraları posta kutularının içerisine, ucu görünecek şekilde bırakmışlardır. İki farklı çevrede paraları bıraktıkları posta kutularından kimlerin alacaklarını bir süre boyunca dikkatlice gözlemlemişlerdir. Yoldan geçen bir grup, posta kutularındaki paraları almışlardır ancak posta kutularının üzeri grafitti ile kaplandığında bu oranın iki katına çıktığını gözlemlemişlerdir.

Kırık Camlar Teorisi ile toplumlarda küçük ve önemsiz sayılan detayların nasıl sonuçlara yol açabileceği görülmüştür. Dağılmış çöpler, metruk binalar, kirli bir görüntü ilgisizliği ve sahipsizliği çağrıştırır. Bu görünüm, insanlar üzerinde tam anlamıyla zincirleme etkiler yaratabilmektedir. Yani suç oranları yüksek olan bir mahallede bu teoriye göre en küçük suç bile başka suçları tetiklemektedir.

Suç oranını azaltmak, o çevre ile ilişkili olduğundan hassas denetimlerle ve çevrenin düzenli olması ile mümkündür. Yukarıda bahsettiğimiz New York gibi bir örnekte bu hassas denetimi, “sıfır tolerans polisliği” sayesinde sağlanmıştır. Bu da en küçük toplumsal düzeni bozacak davranışa müdahale edilerek çözülmüştür. Dilencilik, serserilik, başıboşluk gibi durumlar kontrol altına alınmaya çalışılmıştır. Gerçekten de dikkat çekici şekilde suç oranlarında düşüş yaşanmıştır.

Yine Kırık Camlar Teorisi’nden hareketle, günümüzde özellikle medyada sıklıkla karşımıza çıkan, “Kendi görüşünden olmayan kişiyi ötekileştirme” durumu da bu duruma örnek verilebilir. Kendi görüşünden olmayan birini hainlik, teröristlik gibi yaftalara maruz bırakılan kişilerin aslında diğerleri tarafından linç edilmesi somut düzeyde örnek olarak gösterilebilir. Nitekim söz konusu duruma son dönemde ülkemizde pek çok defa tanıklık etmekteyiz. Aslında bu çelişkili durum, ortada bir suç olmasa bile suçlu olarak gösterilen kesime karşı diğer düşüncedeki kişilerin suç işlemesi olarak da yorumlanabilir. Bu tarz davranışlara toplumda gerekli tepki gösterilmezse artarak devam etmekte ve işlenen suçlar ne yazık ki ciddi ölçüde büyümektedir.

Yine maalesef küçük bir olay olarak görülse de kadına yönelik her türlü şiddet eylemine yeterli ve caydırıcı şekilde verilmeyen cezalar da bu konuda somut bir örnek olarak gösterilebilir. Cezasızlık durumu bir anlamda “Kırık Camlar Teorisi” etkisi yaratarak suça insanları daha da yöneltebilmektedir. Özetle; toplumda önüne geçilmeyen ve cezasız kalabilen her türlü suç, büyüyerek devam edebilmektedir. İstismar, rüşvet alma ve verme, insan kayırma yani liyakatin olmadığı durumlarda da söz konusu suçların artarak sarmal şekilde devam ettiği birçok toplumda gözlemlenebilir.